BU MECLİS ANAYASA YAPAMAZ!..

İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey, Partisinin Denizli İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında AKP’nin “yeni anayasa” girişimini değerlendirdi. İşçi Partisi’nin Anayasa konusundaki temel yaklaşımları ve Milli Anayasa Bildirgesi’ni içeren dosyanın basın mensuplarına verildiği toplantıda, Özbey özetle şunları söyledi;

AKP-PKK’NİN BÖLÜNME ANAYASASI
Tayyip Erdoğan – Abdullah Gül kliği ve PKK bir karşıdevrim anayasası getiriyorlar. Aralarında anlaşmışlar, imzalar atılmıştır.
2007’de tamamlanan Cumhuriyeti yıkma eyleminin, şimdi de anayasası yapılıyor.
AKP’nin başında olduğu Gladyo-Mafya-Tarikat rejiminin anayasası hazırlanmaktadır.

AKP ANAYASASININ TEMEL MADDELERİ
AKP’nin yapmak istediği anayasa bellidir. Önemli maddeleri şunlardır:
• Kürdistan’a özerklik
• “Türk milleti” kavramının anayasadan çıkartılması
• Atatürk milliyetçiliğinin tasfiyesi
• Laikliğin “din özgürlüğü” diye tanımlanarak, tersine çevrilmesi
• Başkanlık sistemi
• Devlet egemenliğinin uluslararası “camia”ya devri

FAŞİZM ZOR KULLANARAK GELİYOR
Faşist dikta, adım adım şiddet uygulayarak, zor kullanarak geliyor!
ABD, Türkiye’yi denetim altında tutmak için, TSK’yi şiddet kullanarak sindirmektedir. Aynen bir düşman saldırısı gibi… Çünkü bu iktidarın ordusu, ABD ordusudur ve içeride Fethullahçı örgütlenmeyle oluşturdukları silahlı güçlerdir.
Öte yandan Türkiye’ye bölgede verilen görevler de, sopalı bir rejimi zorunlu kılmaktadır.
Faşist tırmanışın önü, “Ordudaki temizlik”le açılıyor.“Darbeciler Ordudan temizlensin” nakaratına devam edenler, faşizmin piyonlarıdır; aletleridir.

ANAYASAYI BİRLİKTE YAPMAK İSTEYEN AKP!
Anayasayı “birlikte yapalım” diyen AKP, yıktığı Cumhuriyetin yerine, Gladyo-Mafya-Tarikat rejiminin temel hukukunu getirmektedir.
AKP, bu büyük suça, CHP ve MHP’yi de şu veya bu biçimde katmak istemektedir.
AKP ile birlikte özgürlükçü anayasa yapmak imkânsızdır.
AKP, Cumhuriyeti, milli devleti fiilen yıkmıştır.
Ve şimdi gerçekleştirdiği karşıdevrimi, anayasa hukukuna geçirmektedir.
AKP’nin Meclise biçtiği rol, Türkiye’nin bölünmesini ve kurdukları faşist diktayı anayasayla tasdik etmektir.
AKP, Meclisteki muhalefeti bu ihanet çemberinin içine çekmeye çalışmaktadır.

AKP, kalkıştığı ihanetle baş başa bırakılmalıdır.
Bırakalım AKP ve BDP, bu karşıdevrim anayasasını birlikte hazırlasınlar.

HALKÇI-DEVRİMCİ MUHALEFET
Muhalefetin, Cumhuriyet ve bağımsızlık güçlerinin yapacağı tek şey vardır: Bu bölünme Anayasasına cepheden karşı koymak!
AKP’nin Cumhuriyet yıkıcılığını halka anlatmak, AKP’nin minderinin dışına çıkmak, milletin geniş güçleriyle, Cumhuriyetin Halkçı-Devrimci Anayasasını hazırlamak.
AKP’nin Bölünme Anayasası, uzlaşma tuzağına düşerek değil, cepheden direnişle bozguna uğratılabilir.

FAŞİST ANAYASAYI ÖNLEMENİN YOLLARI
Bugün anayasanın yapılması iki türlü önlenebilir.
Birincisi, Cumhuriyet yıkıcılığı Anayasa Mahkemesi kararıyla hükme bağlanmış olan AKP iktidarını halkın iradesiyle yıkmak.
İkincisi, AKP ve BDP milletvekillerinden bir bölümünü faşist ve bölücü anayasa girişimine destek olmaktan vazgeçirmek.

AKP’NİN MASKESİNİ DÜŞÜRECEK ÖN ŞARTLAR
AKP’nin faşizmin anayasasını yaptığını halka göstermek için bugün yapılacak iş, Cumhuriyetin ön şartlarını ileri sürmektir:
Bir: Anayasa Atatürk Devrimi temelinde yapılacaktır, yani Cumhuriyetin anayasası olacaktır.
İki: Ülke bağımsızlığı, vatanın bütünlüğü ve milletin birliği esas alınacaktır. Türk milleti ve Atatürk Devrimi’ne bağlılık anayasada yer alacaktır.
Üç: Laiklik, Cumhuriyet tarihindeki yerleşmiş tanımıyla “din işlerinin dünya işlerinden ayrılması” olarak anayasada yer alacaktır. Devlet ve toplum, din kuralları temelinde örgütlenemeyecek ve düzenlenemeyecektir.
Bu ön şartlar açıkladığında, AKP’nin maskesi düşer ve karanlık faaliyeti sergilenir. Halk, AKP’nin ne yapmak istediğini anlar ve tavır alır.

HALK-ORDU BİRLİĞİ
Faşist tırmanışı hangi güçle önleyeceğiz? Halkla önleyeceğiz! Ama yetmez!
Faşist diktatörler, seçimle gelmiş ama seçimle gitmemiştir.
Faşizmi ya savaşla yabancı ordular yıkmıştır veya içeride halk ile ordunun birlikteliği.
ABD güdümlü Gladyo-Tarikat faşizminin tırmanışını ancak halk ile ordunun beraberliği önler. NATO’yla değil, halkıyla birleşmiş olan Mustafa Kemal’in Ordusu!

MİLLİ GÜÇ
Halk hükümetinin bugünkü siyasal önderliğine düşen görev, bağımsızlık, halkçılık ve Atatürk Devrimi temelinde milli güç oluşturmaktır.
Bu milli güç, halkın emperyalizme karşı uyanan kesimi ile Mustafa Kemalleşen Ordunun birliğidir. Kürdümüz de, bu milli güç içinde yer alarak, eşitleşir, özgürleşir ve efendileşir.

ORTAK MÜCADELE KARARGÂHI
2007 Temmuzunda tamamlanmış olan karşıdevrim, Anayasaya da mührünü vurmak üzeredir.
Durum acildir. Görevler, yakıcıdır!
Saldırıyı, sadece parlamento içinde muhalefetle önlemek mümkün değildir.
Saldırı, milletin büyük gücünü seferber ederek püskürtebilir!
Bugün yapılması gereken, sığ parlamenter kaygıları bir kenara bırakıp, AKP’nin karşı devrim anayasasını önlemek ve halkın devrimci anayasasını yapmak için halk hareketini örgütlemek, ama önce bunun için ortak bir mücadele karargâhı kurmaktır.

 

BALBAY KENDİNİ BÖYLE TARİF ETTİ!..

Cafés along the historic Pasaport Quay (1877) ...

Image via Wikipedia

Balbay kendini böyle tarif etti!

‘İktidar mahkemesinde…’

Serpil KIRKESER/İSTANBUL,(DHA)

2. Ergenekon davasının tutuklu sanığı CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, kendisine söz verilmemesi üzerine söyleceklerini yazılı olarak hazırladı ve avukatı aracılığıyla gazetecilere yolladı. Mustafa Balbay, “1 Ekim’de TBMM 24. Dönemi resmen çalışmaya başlayacak. Meclis’in 550 üyesinden biri olarak o gün ben oylarıyla TBMM’ye gönderen halkı temsil etmek ve sorumlulukların yerine getirmek için göreve başlamak istiyorum, bizim yargılanmamız üçüncü yılına girerken Yassıada davaları toplam 9 ay 20 gün sürmüştü” dedi.

5 SAYFALIK BİLGİ NOTU

Mustafa Balbay bugün duruşmada konuşmak için heyetten söz istemiş, mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese de “talep almıyorum” diyerek Balbay’a söz vermemişti. Balbay, kendisine söz verilmemesi üzerine söyleceklerini yazılı olarak hazırladı ve avukatı aracılığıyla gazetecilere yolladı. Balbay 5 sayfadan oluşan bilgi notunda şu ifadelere yer verdi:

“SORUMLULUKLARIN YERİNE GETİRMEK İÇİN GÖREVE BAŞLAMAK İSTİYORUM”

“Sayın Başkan, Sayın Mahkeme heyeti, 131. duruşmaya başlarken birkaç konuya ana hatlarıyla değinmek istiyorum.1 Ekim’de TBMM 24. dönemi resmen çalışmaya başlayacak. Meclisin 550 üyesinden biri olarak o gün ben oylarıyla TBMM’ye gönderen halkı temsil etmek ve sorumlulukların yerine getirmek için göreve başlamak istiyorum”

“BANA FİİLEN ’SİYASİ HAKLARDAN MEN’ CEZASI VERMİŞ DURUMDASINIZ”

“Hapisteyken milletvekil seçilme durumu geçmişte üç kez yaşanmıştır. 1950’de Mümtaz Faik Fenik, 1957’de Osman Bölükbaşı, 2007’de Sebahat Tuncel seçimi kazanmalarının ardından yargılandıkları mahkemece serbest bırakılmıştır.
Yarım asrı aşan bu siyasi ve yargısal gelenek ilk kez sizin heyetinizin 23 Haziran 2011 günü verdiği kararla bozulmuş, demokrasi ve özgürlük kaybetmiştir. Milletvekili seçilmiş olmama karşın tutukluluğumun devamına karar veremekle bana fiilen ’Siyasi haklardan men’ cezası vermiş durumdasınız. Kanımca bu ceza özgürlüğün kısıtlanmasından sonraki en önemli yaptırımdır”

“İKTİDAR MAHKEMESİNDE YARGILANAN BİR MUHALİF MİLLETVEKİLİ”

“Uygulamakta olduğunuz yasalar TBMM’ce yapılmaktadır. Yasalardan öte yeni bir anayasa yapmak iddiasında olan Meclis’te yerine göre 1-2 oyun büyük önemi vardır. Tutukluluğa devam kararınız bu yanıyla yasama işlevini sakatlamaktadır. Dolaylı olarak yasamaya müdahale etmiş durumdasınız. Habur yargılamasını iki yıldır bu davanın sanıkları da dile getirdiler; Silivri-Habur karşılaştırması yaptılar. Bu uçurumda hükümetin payını sorguladılar. Son haftalarda yaşananların ardından Başbakan ’Habur anlayışı bitmiştir’ dedi. Bu durumda ben kendimi şöyle mi tarif etmeliyim: “İktidar mahkemesinde yargılanan bir muhalif milletvekili”

“YASSIADA DAVALARI TOPLAM 9 AY 20 GÜN SÜRMÜŞTÜ”

“İki gün önce Menderes’in idamının 50. yıldönümüydü. Ülkelerin tarihinde en zor kapanan yaraların siyasi yaralar olduğunu yaşayarak görüyoruz. Bizim yargılanmamız üçüncü yılına girerken Yassıada davaları toplam 9 ay 20 gün sürmüştü. Bu zaman dilimi içinde 1036 saat yargılama yapıldı. 2. Ergenekon davasında ise üç ana aşamadan birincisinin üçte biri tamamlandı; kaba bir hesapla 1300 saat sürdü! İdam, dönüşü olmayan bir karardır, bu yanıyla ceza da değil, taammüden adam öldürmektir. Ancak uzayan tutukluluk da dönüşü olmayan ağır sonuçlar doğurmaktadır. Bir kişiyi tutukladınğınızda tüm ailesiyle birlikte tutuklamış oluyorsunuz. Doğan Yurdakul’un yaşadığı acı bunun son örneğidir. Evrensel hukukun gereği, adil, hızlı, tutuksuz yargılamadır.”